Faaliyetlerini büyük ölçüde İstanbul’da gerçekleştiren ve gençlere hitap eden Hilal Gençlik Kulübü nedir ne değildir konusunda bir röportaj yayınlandı. Siz de bu röpartadaki bilgilerle bu hayırlı kulübü tanıyabilirsiniz. Buyrun.
Hilal Gençlik Kulübü nasıl doğdu?
Hilal Gençlik Kulübümüzü, 2006 senesinde, birkaç genç dostumuz bir araya gelerek kurduk. Tamamen doğal bir şekilde oluşmuştur. Bu kardeşlerimizin bir araya gelmesiyle bir tefekkür, sohbet ortamı oluştu. Kulüp, bu şekilde faaliyetlerine başladı. Her hafta Cuma akşamı, genç dostlarımızla birlikte buluşuyoruz ve imanımızı taklididen tahkikiye çıkarmak maksadıyla okumalar yapıyoruz. Okuduklarımız, Bediüzzaman’ın Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur’dan hakikatlerdir.
Sohbetler dışında ne tür faaliyetleriniz oluyor?
Haftalık sohbetlerimizin dışında, 2-3 ayda bir kahvaltılı buluşmalar, akşam yemekleri şeklinde, tüm kulüp mensuplarına yönelik ve aynı zamanda İstanbul dışında faaliyet gösteren arkadaşlarımıza yönelik faaliyetlerimiz oluyor. En son çok güzel bir kahvaltılı program gerçekleştirdik…
Şunu da belirtmek istiyorum, Hilal Gençlik Kulübü, sadece uhrevi faydaları gözeten bir kulüp değildir. Uhrevi kazanımlar elbette birinci amaçtır fakat aynı zamanda dünyevi başarıları da elde etmek amacıyla kurulmuş bir dernektir. Bu noktada, kulübümüz mensuplarına yönelik, ticari hayatta başarılarına yönelik girişimcilik okulları, eğitim seminerleri düzenledik. Kulübümüz, herhangi bir grup veya cemaate bağlı değildir. Bunun yanında, her kesimden gence kapsayıcı ve kucaklayıcı şekilde hitap etmektedir.
Son programınızı anlatır mısınız?
En son gerçekleştirdiğimiz kahvaltılı buluşmaya, kulübümüzün 100 üyesi arkadaşımız katıldı. İstanbul Üsküdar Dilruba Restaurant’ta düzenledik. Bu buluşmaya İstanbul ağırlıklı olmak üzere Ankara, Bursa, Şanlıurfa, Adana gibi illerden de Hilal Gençlik Kulübü mensubu gençler katıldı. Kahvaltı programı, kulüp başkanı olarak açılış konuşmamla başladı. Ardından Yenisiad Genel Başkanı Ömer Şevket Sipahi bir konuşma yaptı. Daha sonra da Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinden Mehmet Fırıncı ağabey çok güzel bir konuşma yaptı. Fırıncı abi, eski hizmet yıllarında çektikleri sıkıntılardan, bir kuru ekmeğe bile muhtaç olduklarından bahsetti. Ve bugünkü gelinen noktayla o günleri kıyasladı. Son olarak da Yazar İhsan Atasoy Ağabey’in yaptığı konuşma ile program tamamlandı.
Hilal Gençlik Kulübüyle hedeflediğiniz nedir?
Hilal Gençlik Kulübümüz, çok büyük bir davaya hizmet etmektedir. Bediüzzaman’ın “Risale-i Nur ve talebelerinin uğraştığı vazifeler, dünyadaki bütün muazzam meselelerden daha büyüktür.” sözü, bizim için örnek teşkil etmektedir. Bizler, dünyanın en önemli vazifesini gerçekleştirmek niyeti ile Hilal Gençlik Kulübünde bir araya geldik. Kulüp mensupları, Risale-i Nur hakikatlerini okumak ve okuduklarını yaşantılarına yansıtmak ve hayat programlarını da bu hakikatlerdeki o mukaddes sözlere göre oluşturmak gayesi gütmektedirler. Bunların yanında da çevremizde buluna gençlere, -ki sadece İstanbul’da yaşayan 10 milyon genç var- Risale-i Nur’u anlatmakla mükellefiz. Bizler, ulaşabildiğimiz kadar gence ulaşıp, onları gül bahçelerine davet etmeyi hedefliyoruz.
Kulüp olarak gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeleriniz var mı?
Kulüp olarak Türkiye’nin 81 ilinden 10 bin kişinin katılacağı bir gençlik buluşması gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bunu hemen değil ama önümüzdeki birkaç yıl içinde düzenlemeyi planlıyoruz. 10 bin rakamı da bizim için bir hedeftir, duadır. Geçtiğimiz sene Nisan ayında böyle bir program yapmaya niyet etmiştik ama şartlar ve koşullar elvermedi. Programdaki amacımız, Risale-i Nur hakikatlerini daha fazla insana duyurabilmektir.
Programlarınıza katılan gençlerin size ve kulübünüze yönelik geri dönüşümleri nasıl? Onların hayatlarına neler katıyorsunuz?
Kulübümüze yeni mensup olan arkadaşlarımız, kısa süre içinde çok güzel izlenimlerini bize aktarıyorlar. Bize göre gençlik, böyle bir ortama muhtaç. Biz, programlarımıza katılan gençlere bir nezaketsizlik, bir kusur işlememeye gayret ediyoruz. Yani onlara lisan-ı halimizle de örnek olmak istiyoruz. Onlar da bu tavrımızla, yaşantılarına daha pozitif olarak devam ettiklerini ve buluşmalarımıza katılmak için ellerinden geleni yaptıklarını bize aktarıyorlar. Programımıza bir defa katılan bir genç, diğer hafta üç, sonraki hafta beş geliyor. Bu şekilde, insanlar kendileri memnun kaldıkları için arkadaşlarına da kulübümüzü tavsiye ediyorlar ve böylelikle de üye sayımız artıyor. Bediüzzaman, “Bir milletin en büyük sermayesi gençlerdir.” diyor biz de bu uğurda, gençliğe ve gençlere hizmet uğurunda gayret sarfediyoruz.
Balıkesir'in Risale-i Nur gönüllülerinden Hasan Aktunç vefat etti.
İnna lillah ve inna ileyhi raciun
Balıkesir'in Risale-i Nur gönüllülerinden Hasan Aktunç vefat etti.
Aktunç'un cenazesi yarın (01.08.2009) öğle namazından sonra Balıkesir Paşa camiinden kılınacak namazdan sonra defnedilecek.

(Fotoğraf: Osman Yiğit)
NurDersleri.Net olarak mevlid kandilinizi tebrik eder, bu mübarek gecenin nur talebelerine, müslümanlara ve tüm insanlığa hayırlara vesile olmasını temenni ederiz.
Mübarek gece vesilesi ile 19.Mektupta yer alan
"BU PARÇA ALTIN VE ELMAS İLE YAZILSA LİYAKATI VAR" bölümünü aşağıda sunuyoruz:
Evet sâbıkan bahsi geçmiş: Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi; وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ sırrıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde onları inhizama sevketmesi; وَ انْشَقَّ الْقَمَرُ nassı ile aynı avucunun parmağıyla Kamer'i iki parça etmesi; ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi; ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mu'cize-i kudret-i İlâhiye olduğunu gösterir. Güya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'daya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas etse derman olur. Ve celâl ile kalktığı vakit, Kamer'i parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sâdık bulunduğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..
Bediüzzaman Said Nursi
www.nurdersleri.net
<<Önceki Sayfa |1/ 6|