Peygamber Efendimiz'in (s.a.s) dünyaya teşrifini anmak ve anlatmak amacıyla Amerika'nın New Jersey ketinde düzenlenen Kutlu Doğum programına ilgi yoğun oldu. HUTACA (Turkish American Cultural Association) Kültür Merkezi tarafından organize edilen programa binin üzerinde insan katılırken Kutlu Doğum programında okunan ilahi, kaside ve tiyatro oyunları salonu dolduranlara duygulu anlar yaşattı.

Yediden yetmişe insanların akın ettiği Lodi yerleşim birimindeki Felician Koleji'ndeki etkinliğe bu bölgede yaşayan Türkler büyük ilgi gösterdi. Katılımcılara salonun girişinde Peygamber Efendimizi (s.a.s) anlatan dergi ile lokum, karanfil hediye edilirken akşam başlayan program geç saatlere kadar devam etti.
EHL-İ BEYT SEVGİSİNE VURGU YAPILDI Tasavvuf musikisi Kültür Bakanlığı sanatçısı Ahmet Çalışır ve ekibi tarafından okunan ilahi ve kasidelerde iki sevginin öne çıktığı gözlendi. Bunlardan birisi Pegamber Efendimiz'e (s.a.s) olurken ikincisi Ehl-i Beyt'e karşı duyulan muhabbetti. Ehl-i Beyt'in Peygamber soyundan gelenler olduğu hatırlatılarak
Hz. Muhammed'in (s.a.s), Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan için duyduğu sevgiye dikkat çekildi. Ahmet Çalışır, okuduğu ilahiler hakkında kimi zaman açıklamalarda bulunurken, "Sadettin Kaynak, Yunus Emre gibi Peygamber Efendimiz için besteler yapmış, şiirler yazmış
bu nadide insanlar güzelliklerini, Hz. Muhammed'den (sav) almıştır. Âlemde güzele dair ne varsa hepsinin kaynağı da Efendimiz'in nurundandır" dedi. Tasavvuf musikisinin ardından Peygamber Efendimiz'in (s.a.s) ve Asr-ı Saadet'in anlatıldığı tiyatro oyunu sergilendi. Oyunda, Efendimiz'in doğumundaki mucizeler, O'nun gelişine dair diğer semavi kitaplardaki işaretler sahneye getirildi. Tiyatro eserinde Efendimiz'in peygamber olmadan öncede özel birisi olduğu ifade edilerek, O'nun her daim seçkin ve seçilmiş biri oluşuna dikkat çekildi.
Programa katılanlar, Amerika'da Efendimiz'in (s.a.s) isminin anılmasından ve O'nun yeni nesillere anlatılmasından dolayı çok mutlu olduklarını söyledi.
Katılımcıların çoğunluğu etkinliğe çocukları ile katılırken yeni nesillerinin bu ülkede yitip gitmemeleri adına bu tür organizasyonların öneminin büyük olduğu dile getirildi.

İnsanlık
kuşlar gibi havada uçuyor, balıklar gibi denizlerde yüzüyor, rüzgârlar
gibi de karada geziyor. Ancak, insanı mesut edecek ölçülere hâlâ
ulaşamamış, bahtiyar kılacak anlayışa hâlâ varamamıştır.
Hedefinde Kutlu Doğumunu kutladığımız Zat'ın gösterdiği örnek hayat,
yaşadığı kutsal adalet söz konusudur. Yakalayabilirse bu örnek ölçüleri
kurtulacak, benimseyebilirse o muhteşem anlayışı, mutluluğa erecektir.
Yoksa hep serap seyredecek, hep mutluluk rüyaları görecektir.
Bu sözlerimizin boşta kalmaması için örnek hayattan numune olaylar arz
edelim. Bakalım yirmi birinci asır insanının hedefinde kim var, huzur
ve saadeti hangi anlayışın özünde söz konusu?
Örneklere Kutlu Doğum sahibinin bizzat yaşadıklarından başlayalım.
Bayram namazından sonra geldiği evinde Efendimiz'e erkenden hazırlanmış
kurban etini takdim ederler.
Tebessüm eden yüzünde bir memnuniyetsizlik işareti dolaşır: - Şu anda çevremizdeki komşular da et yiyorlar mı?
- Hayır, derler, kimse henüz kurban eti yiyecek durumda değil. Biz
herkesten önce size takdim etmek istedik. Elinin tersiyle iteler
önündeki tabağı.
- Götürün bu tabağı önümden. Komşumun, halkımın yemediğini yemem,
giymediğini de giymem. Ne zaman onlarında bacalarından duman tüter et
pişirdikleri anlaşılırsa işte o zaman onlarla birlikte et yiyebilirim.
Bu, O'ndan bir misal. Bir misal de O'nun halifesi Hazreti Ömer'den
verelim. Bakalım o nasıl benimsemiş bu durumu? Bir iftar sofrasında
soğuk bal şerbeti ikram ederler. Bardağı dudağına değdirmesiyle çekmesi
bir olur:
- Bu ne? Ürkek sesle cevap verirler:
- Bal şerbeti, sizin için özel olarak hazırlatmıştık... Sert bir sesle sorar:
- Benim idare ettiğim halkım da şu anda soğuk suyla yapılmış bal şerbetini içebiliyor mu?
- Nerede? derler. Onlar hele bir sıcak suyu bulsunlar! Kelimelere basarak konuşur:
- Ben, der, yönettiğim insanların yemediğini yemem, içmediğini de
içmem. Götürün bu soğuk bal şerbetini, getirin halkımın içtiği sıcak
suyu. Halkından ayrı yaşayan yöneticilerden olmak istemem... Bu da
O'nun halifesinden bir örnek. Bir örnek de ordu kumandanından verelim.
Suriye taraflarında Rumlarla yapılan savaşta akşam olur, taraflar
istirahate çekilerek sıcak kumların üzerine sofralar serilir, açlıktan
takatsiz düşmüş mücahitler kuru ekmek, sıcak su ile hurmalarından
yemeye başlarlar. Ancak kumandan Halid bin Velid'in sofrasında yumuşak
ekmek, soğuk su var. Hayretle sorar:
- Bu ekmekleri deve sırtında güneş nasıl kurutmamış? Derler ki:
- Biz bu ekmek ve suyu eştiğimiz kum çukurlarındaki nemli zeminde sizin için sakladık!
- Askerlerimin sofrasında da böyle yumuşak ekmek, soğuk su var mı?
- Hayır. Onlarınki, deve üzerinde kurumuş ekmek, ısınmış su! Kumandan hiddetlenir:
- Kaldırın bu yumuşak ekmekle soğuk suyu. Bana askerimin yediği kuru
ekmekle, içtiği sıcak suyu getirin. Savaşta birlik olup da yemekte
ayrılan kumandanlardan olmaktan Allah'a sığınırım. Bizim örnek
aldığımız önceki büyüklerimiz böyle olmadılar, biz de öyle olmayacağız!
Kutlu Doğum münasebetiyle insanlığın yegâne rehberinin hatıralarını yâd
ederken bir daha anlıyoruz ki, insanlar kuşlar gibi havada uçuyor,
balıklar gibi denizlerde yüzüyor; rüzgarlar gibi karada geziyor. Ancak
mesut değil, mutluluk duyamıyor. Siz söyleyin, kimin örnekliğinde
bulacak aradıkları birlik beraberliği, kardeşlik ve huzuru, mutluluk ve
saadeti, sevgi ile selamlaşıp muhabbetle kucaklaşmayı? Tek cümleyle
birbirinin derdiyle dertlenmeyi?
AHMED ŞAHİN